Risâle-i Nurlarda ‘tefekkür mesleği’ çoğu zaman enfüsî dairemizde başlar. Bu mânâda, ‘insan’ olarak kendi içimize yerleştirilmiş ‘tefekkür paketlerini’ incelememiz gerekir. Bu takdirde kâmil bir insan sıfatını almamız mümkün olur. İşte, incelememiz gereken ‘tefekkür paketlerinden’ birisi de ‘lâtife’dir.

Lâtife, halk diliyle duygu, his veya his paketçikleri olarak adlandırılır. Kimi zaman bu tanımlar yerine otursa bile, Risâle-i Nur’un kavram dilinde eksik kalmaktadır. Tahkik gözlüğümüzü takıp, lâtife kavramını-anlayabildiğimiz kadarıyla-incelemeye çalışalım:

Latife (ç. letâif), insanın mânâ âlemini ayakta tutan direktir. Lâtif, nazik, ince mânâsına gelir. Bu yüzden ‘lâtife’ olarak adlandırılmaktadır. Hassas ölçülerle vücudumuza yerleştirilmiştir. Kimi lâtifeleri doygunluğa eriştirmek mümkün değilken, kimi lâtifeler ise bir zerrenin girmesine müsait değildir.1 Lâtifenin veriliş gayesi ise, müşahedetullah mertebesine erebilmektir.2 Bu kavram da bizi Esmâ-i Hüsnânın şahitliğine çağırır. Yani tefekkür mesleğini hatırlatır.

Kalb, ruh, akıl, hayal, göz, kulak gibi cihâzâtlara da lâtife denmektedir. Yalnız kimi lâtifeler, kalp ve akla bağlı olarak hareket etmez. Yani, şuura tâbi değillerdir. Bu gibi lâtifeler, teklif altına girmemektedirler. Hatta bu lâtifelerden birisi insana hâkim olduğu zaman,-o âna mahsus olmak kaydıyla-insan daire-i şeriatın dışına dahi çıksa mes’ul olmamaktadır (ahkâmı hak bilmek şartıyla).3 Bununla birlikte Bediüzzaman Hazretleri, bahsi geçen lâtifeyi teşhis edemediğini de söylemektedir.

Lâtifeler, çeşitleri olmakla birlikte ana başlıklar altında letâif-i aşere (on lâtife), lâtife-i Rabbaniye ve diğer lâtifeler olarak ayrılabilir. Letâif-i aşere, ehl-i tasavvufun mabeyninde cereyan etmektedir. İmam-ı Rabbânî, bu lâtifelerden, kalb, sır, ruh, hafi, ahfa ve insandaki her bir anasır-ı erbaa diye söz etmektedir.4 Bediüzzaman Hazretleri lâtifelerin çok sayıda olduğunu söylerken, bunlardan sadece on tanesinin meşhur olduğunu ifade eder. Buradaki her bir lâtife, bir hatve sayılır. Dolayısıyla on tane hatve vardır. Şu zamanda Bediüzzaman Hazretleri tarikatın yerine hakikatı tavsiye etmiştir. Bunun da dört hatvesi olduğundan bahseder: Acz, fakr, şefkat, tefekkür.5

Üstad Hazretleri “lâtife-i Rabbaniye”nin ise ‘kalb’ olduğunu söyler. Yalnız burada kastettiğinin, ‘bir et parçası’ olmadığını ifade eder. Kalb diye tâbir edilen şeyin “mazhar-ı hissiyâtı vicdan, makes-i efkârı dimağ” olduğunu belirtir. Maddî kalbin (et parçasının) insanın cismini ayakta tutması gibi, bu kalbin de mânevî hayatı ayakta tuttuğunu söyler.6 Başka bir yerde ‘lâtifelerin sultanı’ olarak tanımladığı bir çeşit lâtifenin varlığından da söz eder. Acaba o lâtifeden kasıt, “lâtife-i Rabbaniye”midir bilemiyorum. Başka bir bölümde de, vicdanın ve ruhun dört havassından birinin lâtife-i Rabbaniye olduğunu belirtir.

Bir çeşit lâtife de vardır ki, velilerin himmetleri bu lâtifeden kaynaklanmaktadır. Eğer kişi bu lâtifenin dili ile bir şey isterse-fasık dahi olsa-Cenâb-ı Hakk’ın, bu lâtifenin hürmetine isteğini yerine getireceğini ifade eder.7

***

Anlayabildiğimiz kadarıyla lâtifeler hayatımızda büyük bir yere sahiptir. Fakat bu lâtifeleri muhafaza için neler yapabiliriz, bunları da düşünmemiz gerekir. Peki bir lâtifenin yaşaması, kemâle ermesi, sönmesi ve ölmesi nasıl olur?

İnsanda her lâtifenin ayrı bir ‘kulluk vazifesinin’ olduğunu biliyoruz.8 Yani lâtifenin yaşaması mânevî âlemimizle birebir ilişkilidir. Bunun için biz Rabbimize karşı bazı görevlerimizi yerine getirmediğimizde, otomatik olarak lâtifemize yaşama fırsatı vermemiş oluyoruz. Veya çoğu zaman farkında olmadığımız lâtifelerimiz çalışır durumdayken, bazı günahlara girmekle onları öldürmüş oluyoruz. Çünkü lâtifenin yapısı naziktir. Bu durum, düşük enerjiyle çalışabilen bir cihaza gereğinden fazla enerji verildiği zaman patlamasına benzer. Kim bilir farkında olmadan hergün kaç lâtifemizi öldürüyoruz?

Bu tip olayların başımıza gelmemesini istiyorsak, Üstad Hazretlerinin “Hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma!” 9 uyarısını göz önüne almamız gerekiyor.

Ölen sayısız lâtifelerimizle hesaba çekilmeyi hiçbirimizin istemeyeceği aşikârdır. Bunun için kısa ama etkili çözümler bulmamız gerekiyor. Aslında çözüm, Nurlardan anladığımız kadarıyla belli. Kısaca acz, fakr, şefkat ve tefekkür mesleğini esas tutmaya çalışacağız. Akabinde bunların evrâdı olarak ittiba-i sünneti esas alarak; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmek, bilhassa namazı tadil-i erkân ile kılmak ve namazın arkasındaki tesbihatı yapmakla mümkün olacaktır.10

Sönen lâtifeleri tekrar parlatmak kolay bir iş değildir. Yalnız bu başarıldığı takdirde, insan kendi aynasında büyük bir değişim görecektir. Bu yolun başlangıç kısmı ise, az da olsa düzenli Kur’ân-ı Kerim ve Risâle-i Nur okumakla olacaktır. Bu fiiller yavaş yavaş yapıldığında lâtifeler yerine oturmaya başlayacaktır.

Bu değişimi somut olarak görmek isteyenlerin İslâm’dan önce Hz. Ömer ile İslâm’dan sonra Hz. Ömer’e bakması kâfidir sanırım. Veya kişinin katıldığı okuma programlarının başı ile sonunu karşılaştırması yeterlidir. Risâle-i Nur’un lâtifelere nasıl bir düzen verdiği, ayar getirdiği anlaşılacaktır.

Rabbim, lâtifelerimizi ‘Lâtif’ ismi hürmetine âlâ-yı illiyyîne ulaştırsın İnşaallah…

Dipnotlar:

1- On yedinci lem’a, üçüncü remiz.

2- Hutbe-i Şamiye. İkinci zeylinin ikinci kısmı.

3- Yirmi dokuncu mektup.

4- Lem’alar, On Altıncı Lem’a, s. 285 (yeni tanzim)

5- Yirmi altıncı söz.

6- İşarat’ül İ’caz. Huruf-u Mukattat.

7- Mesnevî-i Nuriye. Şule.

8- Yirmi üçüncü söz.

9- On yedinci lem’a.

10- Yirmi dokuzuncu mektup.

furkan@furkandemir.com

FURKAN DEMİR

21.10.2009

Related posts:

  1. Risale-i Nur’daki kavramlar (3) “Gerçekten takva sahipleri, Cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.” (Zariyat Sûresi:...

Related posts brought to you by Amazon plugin.

Yorum Yapın