<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Furkan DEMİR</title>
	<atom:link href="http://furkandemir.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://furkandemir.com</link>
	<description>..::Madem İmanı Var O Noktada Kardeşimdir::..</description>
	<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 12:35:18 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Uzun bir aradan sonra&#8230;</title>
		<link>http://furkandemir.com/uzun-bir-aradan-sonra-2.html</link>
		<comments>http://furkandemir.com/uzun-bir-aradan-sonra-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 12:34:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gezen Ben!]]></category>

		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<category><![CDATA[İnternet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://furkandemir.com/?p=409</guid>
		<description><![CDATA[Günlüğüme yazı yazmayalı bir hayli zaman geçmiş. Gerek okulun yoğunluğu, gerek okuldan sonraki programlardan sonra ancak yazı yazma fırsatı buldum.
Önümüzdeki günlerde blog da önemli bir değişikliğe gitmeyi düşünüyorum. Birkaç hafta sonra stajım başlayacak. Bunun içinde nasipse Arabistan&#8217;da olacağım&#8230; Yani bir müddet Türkiye&#8217;de yokum&#8230;
Dua ile&#8230;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günlüğüme yazı yazmayalı bir hayli zaman geçmiş. Gerek okulun yoğunluğu, gerek okuldan sonraki programlardan sonra ancak yazı yazma fırsatı buldum.</p>
<p>Önümüzdeki günlerde blog da önemli bir değişikliğe gitmeyi düşünüyorum. Birkaç hafta sonra stajım başlayacak. Bunun içinde nasipse Arabistan&#8217;da olacağım&#8230; Yani bir müddet Türkiye&#8217;de yokum&#8230;</p>
<p>Dua ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://furkandemir.com/uzun-bir-aradan-sonra-2.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Son Şahitlerden Hafız Mehmet Taktak Ağabey&#8230;</title>
		<link>http://furkandemir.com/son-sahitlerden-hafiz-mehmet-taktak-agabey.html</link>
		<comments>http://furkandemir.com/son-sahitlerden-hafiz-mehmet-taktak-agabey.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 15:35:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://furkandemir.com/?p=406</guid>
		<description><![CDATA[‘ŞEVK Mİ İSTİYORSUNUZ? RİSÂLE-İ NUR VAR!&#8217;
Geçtiğimiz yıl, Kırıkkale&#8217;den çıkan grubumuzla birlikte Nur menzillerinden dönüş yolundaydık. Yolumuz Afyon/Bolvadin üzerinden geçiyordu. Bolvadin&#8217;de Hafız Mehmet Taktak Ağabeyin olduğunu öğrenmiştik. Bunun üzerine Bolvadin&#8217;deki ağabeylerimizle buluşup, Mehmet Ağabeyi ziyaret ettik.
İçeriye girdiğimizde bizi salonun bir köşesinde oturmuş mütebessim, nuranî bir sima karşıladı. Selâm verip, salondaki yerlerimizi aldıktan sonra sohbetin başlaması için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>‘ŞEVK Mİ İSTİYORSUNUZ? RİSÂLE-İ NUR VAR!&#8217;</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl, Kırıkkale&#8217;den çıkan grubumuzla birlikte Nur menzillerinden dönüş yolundaydık. Yolumuz Afyon/Bolvadin üzerinden geçiyordu. Bolvadin&#8217;de Hafız Mehmet Taktak Ağabeyin olduğunu öğrenmiştik. Bunun üzerine Bolvadin&#8217;deki ağabeylerimizle buluşup, Mehmet Ağabeyi ziyaret ettik.</p>
<p>İçeriye girdiğimizde bizi salonun bir köşesinde oturmuş mütebessim, nuranî bir sima karşıladı. Selâm verip, salondaki yerlerimizi aldıktan sonra sohbetin başlaması için bir soru yöneltmemiz gerekiyordu. Ben de bir yandan daha önce Ali İhsan Tola Ağabeydeki tecrübemi hatırlayarak, bir yandan da hatıra bekleyen grubumuzu düşünerek sorumu yöneltmiştim: &#8220;Ağabey, sizler Üstadımızı görmüşsünüz. Bu görüşmelerinizden bizlere hizmetlerimizde şevke medar olabilecek bir iki hatıranızı anlatabilir misiniz?&#8221;<span id="more-406"></span></p>
<p>Çekinerek sorduğum bu soruya nasıl cevap vereceğini merakla bekliyordum. Biraz bekledikten sonra, eliyle yanındaki kalorifer peteğinin üstündeki ‘Sözler&#8217; kitabını göstererek &#8220;Şevk mi istiyorsunuz? Risâle-i Nur var ya&#8230;&#8221; şeklinde cevap vermişti. Bu tür bir cevaba yabancı değildim. Ben cevabı düşünürken, bir müddet sessizlikten sonra Mehmet Ağabey sohbete başlamıştı bile.</p>
<p>Kendisinin 1946 yıllarında ticaretle iştigal ettiğini, bir yandan da hafızlıkla uğraştığını belirtti. Bediüzzaman Hazretlerini ziyaretinin de altı kişiyle beraber bu yıl içerisinde Emirdağ&#8217;da olduğunu söyledi. Bu ziyaretin ilk kısmını kendi ağzından dinleyelim:</p>
<p>&#8220;‘Gel Hafız kardeşim!‘ dedi, alnımdan öptü&#8230; Tanıtan, takdim eden yoktu. Biliyor tabi mübarek&#8230; Allah şefaatinden mahrum etmesin! (Âmin)&#8221;</p>
<p>Bu ziyaretten sonra kendileri için Üstadı ziyaret etmelerinin kolaylaştığını belirtti. Daha sık ziyaret etmek için Bolvadin&#8217;in meşhur kaymağını Üstada götürmeye başladığını söyledi. Bu kaymak için Zübeyir Ağabeyin kendilerine para bıraktığını, geldiğinde ise &#8220;Getirdin mi emaneti kardeşim?&#8221; diyerek kaymağı alıp, Üstada götürdüğünü ifade etti. Tabi ağabeyin maksadı kaymağı kendisi Üstada götürüp, bu vesileyle de Üstadı görmek imiş. O zaman da Zübeyir Ağabeye &#8220;Abi ben de emanetim, beni de götür!&#8221; diyormuş. Peygamber Efendimizi (asm) kastederek &#8220;Mübarek gören gözleri görelim hiç olmazsa&#8221; diyor ve bizlere de duâ etmeyi ihmal etmiyordu: &#8220;Allah sizlere de inşaallah görmüş gibi sevap versin, adımınız başı sevap versin inşaallah&#8221;.</p>
<p>Bir müddet sessizlikten sonra, Pakistan maarif vekilinin Üstadı ziyaret ettiği zaman kendisinin de Emirdağ&#8217;da olduğunu belirtti. Bu ziyarette Salih Özcan tercüme için teşebbüs edince Üstad Hazretlerinin onu susturup, maarif vekiliyle direkt konuştuğunu söylüyor. Maarif vekili dışarıya çıktığında ise ağladığını belirttikten sonra kendilerini de tebrik ettiğini ve &#8220;Ben bütün dünyayı dolaştım, aradığımı Türkiye&#8217;de Emirdağ&#8217;ında buldum. Sizlere ne mutlu!&#8221; sözlerini nakletti.</p>
<p>Zübeyir Ağabeyden de bir hatıra anlattıktan sonra &#8220;Bediüzzaman inse ve cinne ders veriyor! Ne mutlu, sizler de onun talebelerisiniz. Risâleleri okuyorsunuz&#8230;&#8221; şeklinde bizleri tebrik ve teşvik ettikten sonra cümlesinin sonuna &#8220;Di mi?&#8221; lâfzını ekleyerek bizlerden de onayını almıştı.</p>
<p>O zamanlar Emirdağlılar ile Bolvadinlilerin maç yaptığını ve maçın sonunda kavga ettiklerini söyledikten sonra &#8220;Top oynanınca kavga olmayınca olmaz ki&#8230; Muhakkak kavga etmek lâzım&#8221; diyerek bizleri de tebessüme sevk etmişti. Bolvadinlilerin toplanarak Emirdağ&#8217;a geldiklerini ve Emirdağ&#8217;daki dükkânları yağmalayacaklarını söylüyordu. Ve nitekim kendisinin de dükkânını açamayarak evinde beklediğini ifade etti. (O gün sabah namazında ise kendisinin evine girerken Üstada içinden selâm verdiğini, Üstad&#8217;ın ise kapalı perdeyi açıp eliyle selâmı aldığını belirtti.)</p>
<p>Bolvadinlileri beklerken bin civarında insanın birden beliriverdiğini ve Emirdağ&#8217;ını yağmalamaya başladığını söyledi. O esnada Üstad Hazretlerinin de kendi dükkânlarının önüne geldiğini ve kalabalığa karşı &#8220;Çocuklar aralarında top oynamış, kavga etmişler. Bunların kabahati nedir? Çok hatalı hareket ediyor, günah işliyorsunuz&#8221; dedikten sonra eliyle işaret ederek &#8220;Derhal burayı terk edin, eğer terk etmezseniz ben burayı terk ederim. Size mânen çok ağır oturur&#8221; sözlerini nakletti. Kendi ifadesine göre yüz polis gelse dağıtılamayacak olan kalabalık, Üstad Hazretlerinin o lâfından sonra hemen dağılmış.</p>
<p>Vakit ilerlemişti, hatıralara doyum olmuyordu. Her hatırasının sonuna duygu dolu kelimelerle &#8220;Üstad&#8230; Böyle bir mübarek bir zattı&#8221; diyordu. Belki de o günleri gözünün önüne getiriyor ve Üstada olan hasreti yeniden canlanıyordu. Fakat bizim ayrılmamız gerekiyordu. Müsaade istedik. Evden çıkarken arkamızdan dualarını da esirgemedi.</p>
<p>Geçtiğimiz yıllarda Savlı bir ağabeyimizi, sonraki yılda Ali İhsan Tola Ağabeyi ziyaret ettikten sonra fazla geçmeden vefatı beni düşündürüyordu. Nitekim bir ay geçmeden Mehmet Ağabeyin ebediyet âlemine irtihal ettiğini ve &#8220;O mübarek Üstadına&#8221; kavuştuğunu gazetemizden öğrenmiştik.</p>
<p>Rabbim onların zümresine bizleri de nâil etsin inşaallah!&#8230;</p>
<p><strong>Not: Geciken bir yazı olmasından dolayı özür </strong><strong>diliyorum. Fakat yazının daha güzel olabilmesi için yaptığımız çekimleri bekledim. Zira kamera çekimlerini kaybetmiştim. İlgili kamera çekimi sitemde mevcut.</strong></p>
<p><strong>FURKAN DEMİR</strong> <strong>YENİASYA GAZETESİ - Sentezhaber.com</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://furkandemir.com/son-sahitlerden-hafiz-mehmet-taktak-agabey.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Vefatından Bir Ay Önce Hafız Mehmet Ağabey&#8230;</title>
		<link>http://furkandemir.com/vefatindan-bir-ay-once-hafiz-mehmet-agabey.html</link>
		<comments>http://furkandemir.com/vefatindan-bir-ay-once-hafiz-mehmet-agabey.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 15:25:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Klip]]></category>

		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://furkandemir.com/?p=403</guid>
		<description><![CDATA[
Son Şahitlerden Hafız Mehmet Taktak Ağabey&#8230;
Yükleyen FurkanDemir. 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="365" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/xci15m" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="365" src="http://www.dailymotion.com/swf/xci15m" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/video/xci15m_son-şahitlerden-hafız-mehmet-taktak_people">Son Şahitlerden Hafız Mehmet Taktak Ağabey&#8230;</a></strong><br />
<em>Yükleyen <a href="http://www.dailymotion.com/FurkanDemir">FurkanDemir</a>. </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://furkandemir.com/vefatindan-bir-ay-once-hafiz-mehmet-agabey.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Maneviyâtımız şizofrene mi yakalandı?</title>
		<link>http://furkandemir.com/maneviyatimiz-sizofrene-mi-yakalandi.html</link>
		<comments>http://furkandemir.com/maneviyatimiz-sizofrene-mi-yakalandi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 13:47:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gezen Ben!]]></category>

		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://furkandemir.com/?p=397</guid>
		<description><![CDATA[
Günümüz Müslümanlığında dünyevîleşme sorunu birçok sıkıntı doğuruyor. Artık insanlar mânâ âlemini maddiyâtla doldurma gayreti içindeler. Özellikle ebeveynlerde oluşan &#8220;Oğlum paşa (mühendis, doktor, hâkim, savcı) olsun!&#8221; anlayışı, maddiyâtı ön plana itiyor. Bu maddiyatçılık, gençliğin dünyasını âfâkî malayaniyatla doldurmaya devam ediyor.
Bu tür bir yaklaşım, &#8220;hayatı iman ile hayatlandırmak&#8221; yerine internet kafelere, haram muhabbetlere, aile içi anlaşmazlıklara yol [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone" title="şizofrnn" src="http://666kb.com/i/bdpea3mlegqgrwn5b.jpg" alt="" width="238" height="177" /></p>
<p style="text-align: left;">Günümüz Müslümanlığında dünyevîleşme sorunu birçok sıkıntı doğuruyor. Artık insanlar mânâ âlemini maddiyâtla doldurma gayreti içindeler. Özellikle ebeveynlerde oluşan &#8220;Oğlum paşa (mühendis, doktor, hâkim, savcı) olsun!&#8221; anlayışı, maddiyâtı ön plana itiyor. Bu maddiyatçılık, gençliğin dünyasını âfâkî malayaniyatla doldurmaya devam ediyor.</p>
<p style="text-align: left;">Bu tür bir yaklaşım, &#8220;hayatı iman ile hayatlandırmak&#8221; yerine internet kafelere, haram muhabbetlere, aile içi anlaşmazlıklara yol açıyor. Manevî havanın bozulması ise, &#8220;manevîyâttan yabanîleşmiş bu asırda&#8221;, &#8220;kudsî evrâdlarda zevk, şevk yerine, esnemek ve fütur&#8221; getiriyor.<span id="more-397"></span></p>
<p style="text-align: left;">Artık asrımızda sürekli meydana gelen bu tip olaylara alışmış sayılırız. Zirâ erkek öğrencilerde süre gelen &#8220;iş bulma kaygısı&#8221;, bayanlarda meydana gelen &#8220;ekonomik bağımsızlık&#8221; ve taviz vererek &#8220;ilmi tahsil etme(!)&#8221; mücadelesi olağan bir hâl aldı.</p>
<p style="text-align: left;">Risâle sohbetlerinde mânevî atmosfere giren bir kişinin dünya algısı değişebiliyor. Hatta okuma programlarında çok farklı bir tablo ortaya çıkabiliyor. Ancak sohbet çıkışında veya okuma programından bir müddet sonra (yaklaşık 15 gün) eski hâl devam ediyor. Bu değişiklikler de, insanın ruhunda &#8220;manevî bir şizofren&#8221; meydana getiriyor aslında.</p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Manevî şizofren&#8221;, ilgilendiğimiz ve gördüğümüz kişilerin çoğunluğunda meydana gelen bir hastalık. Hastalık diyorum, çünkü artık bu boyuta ulaştığını düşünüyorum. Kıyas yapacak olursak;</p>
<p style="text-align: left;">Maddî şizofren, düşünceleri, algıları, duyguları ve davranışları etkileyen ve hastanın fiilî işlevinde önemli bozukluklara sebep olan bir hastalık çeşidi olarak tanımlanıyor. Bu tür hastalarda bellek, problem çözümü ve planlama gibi düşünce süreçleriyle ilgili bozukluklar ortaya çıkabiliyor.</p>
<p style="text-align: left;">Mânevî şizofrenin ortaya çıkardığı sorunlar da farklı sayılmaz. Harama nazar ile &#8220;unutkanlık hastalığı&#8221;, beyne giren her bir şüphenin vesvese boyutunda derin bir yara bırakması gibi fikrî ve rûhî yapımıza büyük hasar veren desise-i şeytaniyeler&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Maddî şizofren bir beyin hastalığı olmakla birlikte diğer kronik hastalıklar (şeker hastalığı, astım, romatizma&#8230;) gibi alevlenme ve yatışma dönemleri gösteriyor. Mânevî şizofren ise kalbin ve ruhun ortak hastalığı olup, diğer hastalıklar (nisyan, tövbe edip bozma hastalığı, depresyon&#8230;) gibi artış ve yatışma dönemleri gösteriyor.</p>
<p style="text-align: left;">Maddî şizofren genel olarak 15-25 yaş aralarında başlıyor. Hastalık ne kadar erken yaşta başlarsa, bıraktığı etkiler de bir o kadar fazla oluyor. Manevî şizofrende de durum böyle devam ediyor. Ergenlik çağının girmesiyle değişen mânâ âlemi, 25-30 yaşlarına kadar sürekli bir çalkantı içinde kalıyor. Gençlik yıllarında bu tür mânâ boşluklarında dolaşan bir gencin, ileriki yaşlarda düzelmesi oldukça zorlaşıyor. Zirâ kişi, birçok alışkanlığını bu yaşlarda kazanıyor. Bu anlamda Üstad Hazretlerinin &#8220;bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum&#8221; demesi mânidardır.</p>
<p style="text-align: left;">Maddî şizofren Türkiye&#8217;de 600 bin civarında rastlanırken, maalesef mânevî şizofrene uğrayan gençlerin sayısı bundan bir hayli fazla.</p>
<p style="text-align: left;">Mânevî şizofren tedavi edilebilir bir hastalık. Başta, çocuklarının &#8220;dünyada paşa, ahirette geda&#8221; olmasını istemeyen anne-babaların daha dikkatli olmaları gerekiyor. Daha sonra gençliğin ‘mânevî oksijen deposu&#8217; hükmünde olan ‘risâle sohbetleri&#8217;ne sık sık uğraması sağlanmalı. En etkili çözüm ise, günlük risâle okumalarımızı aksatmamak.</p>
<p style="text-align: left;">Okuma programları gibi aktiviteler tedavi için bire bir. Yalnız biz bu tür programları sürekli olarak ilköğretim, lise ve üniversite seviyelerinde yapıyoruz. Hâlbuki bu atmosfere herkesin ihtiyacı var. Her yaştan insanın, okuma programlarında &#8220;şu dağdağalı dünya hayatından&#8221; biraz sıyrılıp, Hâlık-ı Rahman&#8217;ın kapısını niyazdar bir kul olarak çalması gerekiyor.</p>
<p style="text-align: left;">Öyle ise O&#8217;na dönüp, O&#8217;nu razı etmeli, O&#8217;ndan medet istemeli&#8230;</p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #808080;">Furkan DEMİR</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #808080;">furkan@furkandemir.com</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #808080;">http://sentezhaber.com/genc_yazar.asp?yaziID=3061</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #808080;">Yeni Asya Gazetesi</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://furkandemir.com/maneviyatimiz-sizofrene-mi-yakalandi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Başörtüsü yasak olmaktan çıkıyor mu?</title>
		<link>http://furkandemir.com/basortusu-yasak-olmaktan-cikiyor-mu.html</link>
		<comments>http://furkandemir.com/basortusu-yasak-olmaktan-cikiyor-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 15:35:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<category><![CDATA[başörtüsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://furkandemir.com/?p=387</guid>
		<description><![CDATA[
Aklım, başörtüsünün ilk yasaklandığı yıllara gidiyor&#8230; Okul önünde yapılan eylemler, protestolar ve daha nice olaylar. İçeride Müslüman postunun altına saklanmış bir avuç insan, dışarıda ise inancı için mücadele veren büyük kalabalıklar. İşin garip kısmı ise bu kalabalıkları sadece bayanların oluşturmamasıydı. Aynı okulda okuyan erkekler, başı açık olan bayanlar ve tüm bunlara sahip çıkan bir kısım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="asdzxw" src="http://www.fatihinnesli.com/demo/wp-content/uploade/2009/yavuz/basortueylem1.jpg" alt="" width="221" height="112" /></p>
<p>Aklım, başörtüsünün ilk yasaklandığı yıllara gidiyor&#8230; Okul önünde yapılan eylemler, protestolar ve daha nice olaylar. İçeride Müslüman postunun altına saklanmış bir avuç insan, dışarıda ise inancı için mücadele veren büyük kalabalıklar. İşin garip kısmı ise bu kalabalıkları sadece bayanların oluşturmamasıydı. Aynı okulda okuyan erkekler, başı açık olan bayanlar ve tüm bunlara sahip çıkan bir kısım gönüllü esnaflar. İçeri de dışarının korkusu, dışarıda inancına sahip çıkmanın direnişi&#8230;</p>
<p>Aradan yıllar geçti. Zaman değişti, asır başkalaştı diyorlar ya&#8230; Değişen bayanlar mıydı sizce? Yoksa erkekler mi? Aslına bakarsak bu değişim süreci her iki kesimi de etkiliyordu. Günümüzün sefih medeniyeti erkeklerin istibdat gibi cani sıfatlarını artırırken, bayanları ise evlerinden dışarı çıkarıyordu. Duymadınız mı erkeklerden &#8220;Bu kızlar da niye okur bilmiyorum&#8221;, &#8220;Başlarını nasıl açarlar?&#8221;, &#8220;Bilmiyorlar mı Allah&#8217;ın razı olduğu ilme ulaşma yolunun taviz vermeden olacağını? O halde tavizi bir peruk veya başını açmak suretiyle niye veriyorlar? Niye&#8230;&#8221; cümlelerini? Durun, hemen kızmayın Allah aşkına. Bu cümleler ‘hak&#8217; olmakla birlikte en büyük sebebi erkekler olarak hakka hürmetsizliğimiz yüzünden çıkmıştı.</p>
<p>Niye mi?</p>
<p><span id="more-387"></span></p>
<p>O zaman biraz da bayanlar tarafından meseleyi ele alıyoruz. Erkeklerin içerisinde ailede istibdat uygulamaya başlayan, kendilerinin hem ‘tahsilleri&#8217; hem de maaşları hasebiyle ‘hizmet edilmesi gereken kişi&#8217; olarak niteleyen bir topluluk çıktı. İşin üzüntü veren kısmı ise bunun dindar kesimde giderek yayılmasıydı. Hal böyle olunca, yakın çevrenin ‘okul veya evlilik&#8217; şıkları, kendilerine üçüncü bir şık bulamayan bayanların dünyasında seçime yer bırakmamıştı. Şıklar aileler tarafından genellikle şöyle özetleniyordu; Okul, dört sene rahat bir yaşam, sonrasında çağdaş bir diploma&#8230; Evlilik, ömür boyu hizmetçilik&#8230;</p>
<p>Erkeklerin, Asr-ı Saadet&#8217;teki tabloyu menfi gelenekler ve egolarıyla değiştirmesi ve bayanların İslamiyet&#8217;teki adaleti, diplomatik eşitlik olarak yorumlamaya başlaması &#8220;Biz eşit haklara sahip olmalıyız&#8221;, &#8220;Ekonomik olarak özgür kalmalıyım&#8221;, &#8220;Ezilmemeliyim&#8221; sözlerini duymamıza neden oldu. Son zamanlarda kuyruklarla ifade edilen boşanma davaları, aile içi kavgaların artık alışılagelmiş bir hal alması onları da ‘erkeklere karşı&#8217; haklı gösteriyor(tabiî ki bu düşünce onları ‘hakka karşı&#8217; haklı yapmaya yetmiyor). Manzara bu olunca ezici bir çoğunluk sadece o ‘etiketi&#8217; almak için tavizlerini -kişisel fetvalarla- verdiler. (Nitekim eğitimimi sürdürdüğüm okulda başı açık ve peruklu öğrenci sayısı yüzlerce olmakla birlikte her geçen yıl -ne hikmetse- büyük bir artışla devam ediyor).</p>
<p>Sorunun kaynağı sadece bu değil tabii ki. Halkın okumayanları garip karşılamaları ve ‘keşke okusaymış&#8217; gibi nitelendirmeleri de işin farklı bir yönü. Artık bende bu tip kişilerle karşılaştığım zaman‘keşke okusalarmış&#8217; demeye başladım. Keşke okusalarmış ve anlasalarmış Nur ve Ahzab surelerindeki emirleri&#8230; Okumanın sadece üniversitede olmadığını&#8230; Neyse&#8230;</p>
<p>Geçenlerde izlediğim bir vakıf teşekkülünün konferansında şu teklif çok hoşuma gitmişti. Teklif şöyle: &#8220;Bizim hanım kardeşlerimiz sırf o ‘etiketi&#8217; almak için inançlarından taviz verip, başlarını açıyorlar. Gelin ‘etiket&#8217; mi istiyorsunuz? Alın size en güzel etiket ‘Kur&#8217;an Kursu Hocalığı&#8217;. Maaş mı istiyorsunuz, alın size maaşta veriyoruz. Dininizden taviz vermeden, dininizi anlatın diyoruz. Bu milletin dinini doğru anlatan bayanlara ihtiyacı var&#8217; mealindeydi.</p>
<p>Son olarak ‘biz bayanlar olarak okumasak, bayanların çalıştığı makamlara dinsizler mi gelsin? Oralarda da bizlere ihtiyaç var&#8217; gibi duygu yüklü sözler&#8230; Bu fikri savunanların kendi içtihatlarından çok Kuranda, Hadiste veya Risale-i Nur eserlerinde yerini göstermeleri gerekiyor. Aksine Risalelerde geçen Tesettür risalesi ve ‘Kadınlar evine dönmeli&#8217; gibi manalar bu tür bir anlayışı yasaklıyor zaten.</p>
<p>Evet, sorun diyoruz. Hangi sorunlarla karşı karşıyayız, biliyor muyuz? Sürekli başörtüsü diyoruz. Hâlbuki basiretimiz örtülüyor farkında değiliz. ‘Sadece başörtüsünü takmak İslami yaşayışı sağlamakta yetiyor&#8217; fikri benimsenmeye başladı bile. Kadın olsun erkek olsun, giyside, kişisel harcamalarda, kullanılan eşyalarda artan israflar, ahlaki çöküntüler, sosyal münasebetlerdeki ifrat ölçüsündeki denemeler, giyim kuşamdaki özentiler, taklitler ve bunların neticesinde oluşan ‘tesettürsüz tesettürlüler&#8217;, ‘başörtülü ama&#8230;&#8217; cümleleri bayanlarda, ‘namaz kılıyor fakat&#8230;&#8217; diye başlayan cümleler ise erkeklerde cereyan etmeye başladı. Artık erkeklerde ‘ekmek ve hürriyet&#8217; yan yana geldiğinde -ne yazık ki- büyük bir çoğunluğu yaşamak için yemeği, yemek için hürriyeti seçiyorlar.</p>
<p>***</p>
<p>‘Bu hamur çok su götürür&#8217; diyor ya Bediüzzaman. Yani, biz ne dersek diyelim ‘Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz&#8217; düsturu bir sille tokat vuruyor yüzümüze. Anlamak zor, ‘Yaşamayan bilmez&#8217; misali&#8230;</p>
<p>Nasıl ki sınavın sonlarına doğru sorular zorlaşıyorsa, ahirzamanda da imtihanımız şiddet kazanmaya devam ediyor. Bu imtihanın içerisinde ‘Sebep olan yapan gibidir&#8217; kaidesince erkeklerde, bu konuda ısrarlı yönlendirmelerde bulunan akrabalarımızda mevcutlar.</p>
<p>Yazımı bitirirken başörtüsü -sözüm onlara- mağdurlarından olan birkaç tane ablaya e-mail atarak şuan neler hissettiklerini sormuştum. Gelen cevaplardan beni duygulandıran bazı cümleleri seçip, yazıma koydum. İnşaallah size de duygu katacak ümidindeyim.</p>
<p><strong>&#8220;BAŞÖRTÜSÜYLE GELEN ÖZGÜRLÜKLER&#8221;</strong></p>
<p>&#8220;&#8230;Hayatımın dokuz on senesi nedenlerle geçti. Yanlış anlama, yasaktan ziyade çevremi sorguluyordum. Tanıdıklarım üniversite sınavına bir kere bile girmememi yadırgıyorlardı. Onlara göre ben hayatı tanımıyor, ileride neler olacağını bilmiyordum. Evet, gaybı ben bilmiyordum. Ama beni benden iyi bilen Rabbimin bildiğinden şüphem yoktu(galiba onların vardı). O kendisi için zorda kalanları himaye etmesini de biliyordu. Şuan o ‘ileri&#8217; diye tabir ettikleri noktada o ‘ilericilerin&#8217; ne kadar da geri de kaldıklarını görüyorum&#8230;&#8221;</p>
<p>***</p>
<p>&#8220;&#8230;Üç sene olmuştu insanlara kendimi anlatamayalı. Benden daha fazla bilgili olduklarından dolayı ikna edemiyordum. Düşünüyorum da eğer okula devam etseydim, hayatımın en verimli yılları ‘bu senede geçsin ve rahatlayayım&#8217; diyerek geçirdiğim dört sene olarak tarihe gömülebilirdi. Rabbim beni yalnız bırakmadı. Hep yanımda oldu. Rıza-i İlahi yolunda yaşamım, tecrübelerim, sıkı dostluklarım ve daha nicesini bu yolda kazandım&#8230;&#8221;</p>
<p>***</p>
<p>&#8220;&#8230;Hayat mektebi irfanında okumaktan pişman değilim. Üniversite de okumayınca boş dolaşıyor mu oluyoruz yani. Katıldığımız kurslar, aldığımız sertifikalar ve yoğun iman ilmi uğraşılarımız şimdi bizi o seminer verenler hanesine ekledi. Bize hergün yeni bir kapı açan Rabbimiz bizi ‘Rab&#8217; sıfatıyla boyadı. Başkalarının boyasına ihtiyacımız kalmadı&#8230;&#8221;</p>
<p>***</p>
<p>&#8220;&#8230;dedim ya! ben başörtüsü sorunuyla özgürlüğüme kavuştum. Beni ‘ben&#8217; yapan değerleri, O (c.c.) belirlemişti bir kere. Ben ‘benliğimden&#8217; uzak olmakla esarete düşmemeliydim. Ama şimdi -ne yazık ki- yeni bir moda çıktı. Bazı kızlar okumayı istemedikleri veya başaramadıkları için başörtüsü yasağını kalkan edinmeye başladılar. Yanlış anlaşılmamalı, biz okumayı herkesten ziyade istiyoruz, ama değerlerimiz ölçüsünde&#8230;&#8221;</p>
<p><em>Basiretimizi tesettüre sokma Ya Rab! </em></p>
<p>FURKAN DEMİR</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">furkan@furkandemir.com</span></p>
<p>Genç Yaklaşım - Aralık Sayısı&lt;&#8211;&gt;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://furkandemir.com/basortusu-yasak-olmaktan-cikiyor-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Risale-i Nur&#8217;daki kavramlar (3)</title>
		<link>http://furkandemir.com/risale-i-nurdaki-kavramlar-3.html</link>
		<comments>http://furkandemir.com/risale-i-nurdaki-kavramlar-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 11:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gezen Ben!]]></category>

		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<category><![CDATA[kavram]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://furkandemir.com/?p=372</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Gerçekten takva sahipleri, Cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.&#8221; (Zariyat Sûresi: 51/15)
Takva ve amel-i salih&#8230;
Birbirini tamamlayan iki kelime, ruh ve kalbin terakkîsinde iki esas&#8230;
Takvanın ‘farzları yapmak ve büyük günahları işlememek&#8217; şeklindeki tanımı oldukça yaygındır. Bu tarz bir tanımlamayı Bediüzzaman Hazretleri Risâle-i Nur&#8217;un ‘bir bölümünde&#8217; veriyor. Şimdi kısa bir şekilde &#8220;tahliye-i seyyiat&#8221;tan (günahları temizlemekten) ibaret olan &#8220;takva&#8221; kavramını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><center><img class="center" title="ddsllkd" src="http://www.islamvehayat.com/resimler/haberler/267/1309.jpg" alt="" width="159" height="119" /></center></p>
<p><em>&#8220;Gerçekten takva sahipleri, Cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.&#8221; </em>(Zariyat Sûresi: 51/15)</p>
<p>Takva ve amel-i salih&#8230;<br />
Birbirini tamamlayan iki kelime, ruh ve kalbin terakkîsinde iki esas&#8230;<br />
Takvanın ‘farzları yapmak ve büyük günahları işlememek&#8217; şeklindeki tanımı oldukça yaygındır. Bu tarz bir tanımlamayı Bediüzzaman Hazretleri Risâle-i Nur&#8217;un ‘bir bölümünde&#8217; veriyor. Şimdi kısa bir şekilde &#8220;tahliye-i seyyiat&#8221;tan (günahları temizlemekten) ibaret olan &#8220;takva&#8221; kavramını incelemeye koyulalım.
<p><span id="more-372"></span></p>
<p>Takva, bünyesinde birçok anlamı ifade eden geniş bir kavram. Bunlardan bir tanesi &#8220;kesb-i ubudiyet&#8221;. Yani ubudiyetin (kulluğun); nefis, ruh, kalp, akıl, lâtifeler, irade vs. gibi insana konulan cihâzâtlarla bütünlük gösteren ifadesi. Zaten takva, ubudiyet kavramı ile birebir alâkadar. Ubudiyetin menfî kısmını teşkil eden mânevî musibetler karşısında Allah&#8217;a sığınmak, ancak takva ile mümkün olur. Böylece takva ve amel-i salih kavramlarının birleşmesiyle ubudiyet kavramı inşâ olur.</p>
<p>Üçüncü Söz&#8217;de geçen ‘silâh&#8217; ile Kastamonu Lâhikası&#8217;nda geçen ‘takva kalesi&#8217; benzetmelerini bir arada düşünelim. Böylece takvanın, kişinin kendisini günahlardan sakındıracağı kale vazifesini, gelen günahları def ederek veya öldürerek silâh görevini yaptığını göreceğiz. Bazen günah işlememek, bazen de helâli kullanırken israf etmemek de takva olmuş olur. Yani, takvanın içerisinde de bir takım ‘amel-i saliha&#8217;ya şahit oluruz.</p>
<p>Bir başka açıdan takva, daha önce hiç yapılmayan bir günahın düşüncesinden kalbi temiz ve uzak tutmak anlamına gelir. Böylelikle kişi, günahı terk etme azmiyle elde ettiği kuvveti, kendisi ile günahların arasına kalkan yapmış olur. Bu tür bir tevbe ve günahı terk etme azmi de, takvanın yapı taşlarından.</p>
<p>Son olarak Risâle-i Nur&#8217;da gördüğümüz bir satır arası: Üstad Hazretleri, vicdanın anasır-ı erbaası (dört temel unsuru) ve ruhun dört havassı olarak tanımlanan kavramların veriliş gayelerinden söz eder. Bunlar; iradenin ibadetullah, zihnin marifetullah, hissin muhabbetullah ve lâtifenin müşahedetullahtır. Yani her havassın bir doruk noktası vardır. Hedefimiz ise bu mertebeye ulaşabilmektir. Satır arasında kalan kısmı ise, Üstad Hazretlerinin bu mertebelerin birleşmesiyle &#8220;takva&#8221;nın oluşacağını söylemesidir. Yani buna göre diyebiliriz ki, Üstad Hazretlerinin sürekli olarak söylediği &#8220;kebâiri (büyük günahları) terk, farzları edâ&#8221; eylemi takvanın ruhsat boyutudur. Çünkü, âhirzamanda takva dairesinde azimete ulaşmak çok zordur. Onun için Üstad&#8217;ın &#8220;kebâiri terk, farzları edâ&#8221; formülü çok büyük önem arz eder. Bu formülle birlikte kişiler; yeis (ümitsizlik) hastalığından kurtarılırken, ‘özenle seçilen&#8217; bu tanım sayesinde azimet dairesine tedrîcî olarak çıkarılır. Çünkü büyük günahlardan çekinen bir insan, zamanla küçük günahlardan da çekinecek hâle gelir. Farzları yapan insan ise, bir müddet sonra diğer salih amelleri de gerçekleştirme azmini içinde bulacaktır. Böylelikle Üstad&#8217;ın takva tanımı, ‘salih ameli&#8217; de beraberinde getirmiş olur.</p>
<p>***</p>
<p>Diğer bir konu da &#8220;takva sahipleri&#8221;yle ilgili. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;den öğrendiğimize göre takva sahiplerine ‘müttakî&#8217; deniliyor. Müttakilerin sıfatları ise şu şekilde tanımlanmakta: &#8220;İnfak ederler, öfkelerini yutarlar, affedici olurlar, günahtan istiğfar ederler ve yaptıklarında ısrar etmezler.&#8221;</p>
<p>Aynı zamanda müttakî vasfını alan kişiler, takvanın üç mertebesini de en iyi şekilde deruhte ediyor. Bunlar; şirkten takva, masiyetten (günahlardan) takva (en yaygın kullanılanı) ve masivadan takvadır. Özellikle masiyetten takvayı gerçekleştirirken yapılacak olan sıralamayı unutmamalıyız: &#8220;Haramı terk, mekruhları terk, şüphelileri terk ve helâl şeylerin israfını terk&#8221;.</p>
<p>Eğer biz, gelebilecek zararlı yolları kapamadan sadece ‘amel-i salih&#8217;i esas tutarsak-ki günümüz hastalığıdır-kazandığımızdan fazlasını kaybetmeyi de göze alalım. Nitekim bu uygulama hatası &#8220;Namaz kılıyor ama&#8230;&#8221; diye başlayan cümlelerin arkasını da getirecektir.</p>
<p>Öyle ise gelin, biz bir an önce, takva kalemizdeki hasarı tamire çalışalım. Duâlarımızla ve müfritane irtibat ile her birimiz diğer bir kardeşimizin &#8220;takva kalesine ve siperi&#8221;ne kuvvet ve imdat gönderelim. Bunu yapalım ki &#8220;İyilik ve takvada yardımlaşın&#8221; âyetine lâyık olalım. Bediüzzaman&#8217;ın bizi çağırdığı Mekke hayatına bir göz atalım. Günlük Risâle-i Nur okumalarımızla kalbî ve ruhî yaralarımızı tedaviye çalışmayı unutmayalım.</p>
<p>Rabbim bizleri ‘O takva sahipleri&#8230;&#8217; zümresine dâhil etsin inşaallah.</p>
<p>furkan@furkandemir.com</p>
<p align="right">FURKAN DEMİR</p>
<p align="right">30.11.2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://furkandemir.com/risale-i-nurdaki-kavramlar-3.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şaban Döğen Ağabeyle &#8220;nübüvvet&#8221; üzerine</title>
		<link>http://furkandemir.com/saban-dogen-agabeyle-nubuvvet-uzerine.html</link>
		<comments>http://furkandemir.com/saban-dogen-agabeyle-nubuvvet-uzerine.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 17:23:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://furkandemir.com/?p=370</guid>
		<description><![CDATA[
Geçtiğimiz yıllarda hızlandırılmış eğitim için İstanbul&#8217;daydık. Şaban Ağabeyin vefatını öğrenir öğrenmez eğitimde almış olduğum notlarımı karıştırdım ve birlikte geçirdiğimiz zaman dilimine hayâlen giderek bu yazıyı kaleme aldım.
Şaban Ağabeyin verdiği ders &#8220;Nübüvvet&#8221; bahsiydi. Mütebessim simasıyla bizlere şevk kaynağı olmuştu. Gayet rahat, şevk dolu bir şekilde bizi Asr-ı Saadet&#8217;e elleriyle teslim ediyor, ders bitiminde ise hazır zamana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><center><img class="aligncenter" title="asdxcz" src="http://site.mynet.com/akideokulu/mynet_resimlerim/bayrak.jpg" alt="" width="174" height="125" /></center></p>
<p style="text-align: left;">Geçtiğimiz yıllarda hızlandırılmış eğitim için İstanbul&#8217;daydık. Şaban Ağabeyin vefatını öğrenir öğrenmez eğitimde almış olduğum notlarımı karıştırdım ve birlikte geçirdiğimiz zaman dilimine hayâlen giderek bu yazıyı kaleme aldım.</p>
<p style="text-align: left;">Şaban Ağabeyin verdiği ders &#8220;Nübüvvet&#8221; bahsiydi. Mütebessim simasıyla bizlere şevk kaynağı olmuştu. Gayet rahat, şevk dolu bir şekilde bizi Asr-ı Saadet&#8217;e elleriyle teslim ediyor, ders bitiminde ise hazır zamana getiriyordu. Kendisi bir müfredatı takip etmek yerine daha çok okunacak yerleri etüt saatinde okumamızı, aklımıza takılan yerleri sormamızı istiyordu. Böylelikle dersimiz Muhammedî bir muhabbetle seyredecekti.<span id="more-370"></span></p>
<p style="text-align: left;">Nübüvvet bahsine; Peygamber Efendimiz (asm) ile bir önceki dönem arasında geçen altı yüz yıllık süreci ‘özlem yılları&#8217; şeklinde tanımlayarak başlamıştı. Bize o yıllardan örnekler sunarak kâinatın yekvücut bir şekilde nasıl efendisini beklediğini anlatıyordu. Iztırap, çile, zulüm ve hasret dolu zaman dilimlerinden kesitler sunuyordu.</p>
<p style="text-align: left;">Allah&#8217;ı sevmek diyordu&#8230;. ‘Rabbimizi nasıl sevmeliydik?&#8217; sorusuna cevap arıyorduk. Aslında bir cümlede özetlemek mümkündü. &#8220;Deki: Eğer Allah&#8217;ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin.&#8221; Evet, O&#8217;nu sevmenin en güzel yolu Habib&#8217;ine (asm) uymak idi. O halde ilk olarak onu tanımalıydık. Sonra uymalı, sonra ahlâkını örnek almalıydık. Toplum olarak ona ‘uymada&#8217; sıkıntılarımız vardı. ‘O, Peygamberdi zaten&#8230;&#8217; diyerek kendimizi kurtardığımızı sanıyorduk. ‘Ben böyleyim, ne yapıyım artık, alışmışım bir kere&#8230;&#8217; diyebiliyorduk. O halde bizim acilen Asr-ı Saadet&#8217;e gitmemiz gerekiyordu. Kendimize örnekler bulmalıydık. Öyle ise ‘Âdetlerine mutaassıp şu vahşî kavmi&#8217; yerinde görüp, incelememiz gerekiyordu.</p>
<p style="text-align: left;">İçkiyi yasaklayan bir emir, Medine sokaklarından içkilerin akmasını sağlamıştı. Kız çocuklarını diri diri gömen cani adamlar, karıncayı incitemeyen bir hale bürünmüştü. Faizi yasaklayarak sosyal hayata denge vermişti. Putperestliği (günümüzün sûretperestliği de denebilir) men eden, yıllarca ilâh dedikleri şeyleri kendi elleriyle yıktırtmıştı. Ve daha nicesi&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Tekrar zamanımıza geliyorduk. O (asm), âleme hem çekirdek, hem meyve olmuştu. Çünkü kâinat onun nurundan yaratılmıştı. Ve en son olarak da âlemlere rahmet o (asm) gelmişti. Ona lâyık olmalıydık, onu örnek tutmalıydık. Peki, bu zamanda nasıl olacaktı? Zaten lâyık olmaya çalışıyorduk işte&#8230; Bunu anlamamız için bizlere bir soru yöneltmişti.</p>
<p style="text-align: left;">&#8220;İstikbalde ne yapmayı düşünüyorsunuz?&#8221;</p>
<p style="text-align: left;">Zaten belli gibiydi aslında&#8230; Hepimiz belli bir bölümde okuyorduk, kimimiz doktor, kimimiz mühendis olacaktık. Bu mânâda cevaplar gelince ‘İstikbalimiz kardeşler&#8217; demişti. &#8220;İstikbalden kastımız ahiret olmalıydı&#8221; diyerek bizi utandırmıştı. Gerçekten de kaçımız hergün her saat her dakika hâkikî istikbalini, yani ahiretini düşünüyordu?</p>
<p style="text-align: left;">Ona (asm) lâyık olmalıydık&#8230; Onun gibi olmalı&#8230; Yahudi milleti gibi ‘malın bekçiliğini&#8217; yapmamalıydık bu dünyada. Zira ‘Bu dünya-i deniye, şan ve şerefiyle öyle bir meta değildi.&#8217; Öyle ise infak düsturunu rehber almada geç kalmamalıydık.</p>
<p style="text-align: left;">Onu okumalıydık. Peki nereden? Şaban Ağabey ‘Kitap odur ki, okuyan insana şok tesiri yapsın&#8217; diyordu. Ardından ise ‘Kalbi durmuş bir insana ancak Risâle-i Nur şok tesiri yapar&#8217; diyordu. İlk dersimiz böylece sona ermişti&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">***</p>
<p style="text-align: left;">‘Sorunuz var mı?&#8217; diyerek başladı bu sefer. İlk sözü ben almıştım. 19. Söz&#8217;de bir şeyler dikkatimi çekmişti. Risâlenin sonunda &#8216;On Dördüncü Reşhâ&#8217;nın Altı Katresi, bahusus Dördüncü katrenin Altı nüktesi, Kur&#8217;ân&#8217;ın kırk kadar envâ-ı i&#8217;câzından on beşini beyan eder&#8217; ifadesi. Mesnevî-i Nuriye&#8217;yi açarak ilgili bölüme bakmak istemiştim. Fakat altıncının ismi bile yoktu. Bunu merak edip, ‘Ağabey, bu altıncı nükte nerede? Okumamız mümkün mü?&#8217; diye sormuştum. Açıkçası beklemediğim bir cevap aldım. Şaban Ağabey kısa ve öz olarak &#8220;Kardeş, onu Sungur Ağabeye sorarsınız&#8221; demişti. Her işi ehline vermek lâzımdı tabiî&#8230; Sonra &#8220;Okuduğunuz yerlerden anlayamadığınız bir şey var mı?&#8221; diye tekrar sordu. Ben de tekrar söz alıp, &#8220;‘Mahbub-u Kulub, Muallim-i Ukul, Mürebbi-i Nüfus, Sultan-ı Ervah&#8217; kelimeleri rastgele seçilmiş bir söz gurubu olmamalı. Bunları izah edebilir misiniz?&#8221; şeklinde sorumu sormuştum.</p>
<p style="text-align: left;">Bu soru Şaban Ağabeyin hoşuna gitmişti. Zira soruyu sorduktan sonra takdir etmişti. Başka bir sorunun olmadığını da anlayınca izah kısmına geçti. O kadar güzel izah ediyordu ki, biz pür dikkat dinlemeye başlamıştık. Çünkü yine Asr-ı Saadet&#8217;e gidiyorduk.</p>
<p style="text-align: left;">Mahbub-u Kulub&#8230; Kalplerin sevgilisi&#8230; Aklınıza gelen her türlü sevgi sıfatlarını kapsıyordu bu kelime. Şefkati, affediciliği, merhameti&#8230; Çevresindekilere göstermiş olduğu bu özellikleri onu (asm) kalplerin sevgilisi yapmıştı. Bu öyle bir sevgiydi ki asırlar sonra gelen kişilerin kalbinde bile ‘sevgili&#8217; unvanını kazanmıştı. İnsan görmediği bir kişiye nasıl kalpten bir sevgi besleyebilirdi ki&#8230; İşte bu sırrı sadece Peygamber Efendimiz (asm) hakkıyla ifa etmişti.</p>
<p style="text-align: left;">Muallim-i Ukul&#8230; Akılların öğretmeni&#8230; Nasıl bir öğretmenlikti bu. Yüzlerce filozofları, o zamana götürseydik, çok uzun zamanlarda o vahşîleri ıslâh için çalışsalardı, o muallimin bir senede muvaffak olduğu kadar, onlar elli senede muvaffak olabilirler miydi? Hâlbuki o (asm), en kısa zamanda en vahşi kabileyi en medeni hale getirmişti. Hatta bir keresinde Peygamberimiz (asm) kendisinden yaşça büyük olan bir sahabiye &#8220;Sen mi büyüksün, yoksa ben mi?&#8221; demişti. Sahabi ben veya sen dese yanlış olacaktı. Cevabı şöyle olmuştu &#8220;Ya Resûlallah! Siz benden büyüksünüz, ben ise sizden yaşlıyım.&#8221; İşte Muallim-i Ukul&#8230; Zaten Müslümanların maddeten terakkîleri de Muallim-i Ukul&#8217;e dayanmaktaydı. Allah&#8217;ın rızasını kazanabilmek için akılları eğitmek&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Mürebbî-i Nüfus&#8230; Nefisleri terbiye eden&#8230; Yine Asr-ı Saadet&#8217;e gitmek için hazırlanıyorduk. Fakat bu sefer olmamıştı. Çünkü bu sefer Asr-ı Saadet&#8217;i günümüze getirmişti Şaban Ağabey&#8230; &#8220;İşte bu yaz sıcağında, herkesin kendine göre bir tatili varken, bir ay nefislerinizi terbiye ederek buraya kadar gelmişsiniz. İşte örnekleri sizlersiniz&#8221; demişti. Evet, bizi oraya götüren Mürebbî-i Nüfus&#8217;tan başkası değildi. Zaten bunun başka örneklerini de daha önceki derslerde vermişti.</p>
<p style="text-align: left;">Sultan-ı Ervah&#8230; Ruhların sultanı&#8230; İbn-i Sina, bir talebesine söz geçiremediğinde demiş: &#8220;Ben ki bir talebeme söz geçiremiyorum. O ki bütün insanlığı&#8211;görmeseler bile-soğuk suda abdest alıp namaza götürüyor. Ben kimim, o kim&#8230;.&#8221; Ruhlarımızın sultanı olmuştu. ‘Sultanım&#8217; deniliyordu kendisine&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Dersimiz bitmek üzereydi. Ama soru sırası Şaban Ağabeye gelmişti. &#8220;Hesapsız o matlûbun esbâb-ı mucibesi olmasa idi&#8221; sözünden ne anladığımızı sormuştu. Cevabımız sükûttu&#8230; Ardından kendisi açıklamıştı. Cennetin varlığını gerektiren sayısız esmâ ve sebepler olmasaydı bile bu zatın (asm) tek duâsıyla Cenâb-ı Hak Cenneti getirecekti.</p>
<p style="text-align: left;">Dersimiz bitmiş, Fatiha çekilmişti. Şaban Ağabey mütebessim simasıyla ayağa kalkarken, ‘Bir dahaki derse kardeşiniz gibi okuyup, çalışın da gelin&#8221; ihtarını da yapmadan edememişti. Gerçekten o gün daha önceki günün yorgunluğundan olacak ki, etüt saatindeyken çoğu kişi çalışılacak yerleri sadece-anlamaya çalışmadan-okumuştu. Bazıları ise bitirememişti. Benim sorduklarım ise aklımda ne zamandan beri yer eden meselelerdi zaten. O gün okuduğum yerlerde de çıkınca sorma fırsatını bulmuştum.</p>
<p style="text-align: left;">Şaban Ağabey, Dar-ı Beka&#8217;da Üstadımıza selâmlarımızı söyleyecek, burada yaşadığı hizmetleri İnşaallah orada başta Peygamberimiz (asm) ve Üstadımıza anlatacaktır. Kendi yazıları, hizmetleri dâhil olmakla birlikte bu mânâda vesile olduğu yazılardan da alacağı sevaplar, onun amel defterine sürekli olarak yazılacağı ümidindeyim. Bu vesile ile ağabeyimize Rabbim&#8217;den rahmet, ailesine sabr-ı cemil diliyorum.</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;"><strong>FURKAN DEMİR - furkan@furkandemir.com</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://furkandemir.com/saban-dogen-agabeyle-nubuvvet-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şaban Ağabeyimiz Vefat Etti!</title>
		<link>http://furkandemir.com/saban-agabeyimiz-vefat-etti.html</link>
		<comments>http://furkandemir.com/saban-agabeyimiz-vefat-etti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 10:29:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://furkandemir.com/?p=368</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde yoğun bakımdayken bugün sabaha karşı vefat eden Şaban Döğen, memleketi Çorum Kargı&#8217;da defnedilecek.
Yakınlarından aldığımız bilgiye göre eğer farklı bir durum ortaya çıkmazsa bugün öğleden sonra memleketi Çorum&#8217;a götürülecek olan Şaban Döğen&#8217;ın cenazesi yarın öğle namazından sonra Kargı&#8217;da defnedilecek.
Risale Haber
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde yoğun bakımdayken bugün sabaha karşı vefat eden Şaban Döğen, memleketi Çorum Kargı&#8217;da defnedilecek.</p>
<p>Yakınlarından aldığımız bilgiye göre eğer farklı bir durum ortaya çıkmazsa bugün öğleden sonra memleketi Çorum&#8217;a götürülecek olan Şaban Döğen&#8217;ın cenazesi yarın öğle namazından sonra Kargı&#8217;da defnedilecek.</p>
<p>Risale Haber</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://furkandemir.com/saban-agabeyimiz-vefat-etti.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Risâle-i Nur’daki Kavramlar (2) LÂTİFE</title>
		<link>http://furkandemir.com/risale-i-nur%e2%80%99daki-kavramlar-2-latife.html</link>
		<comments>http://furkandemir.com/risale-i-nur%e2%80%99daki-kavramlar-2-latife.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 08:36:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<category><![CDATA[kavram]]></category>

		<category><![CDATA[risale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://furkandemir.com/?p=363</guid>
		<description><![CDATA[
Risâle-i Nurlarda ‘tefekkür mesleği&#8217; çoğu zaman enfüsî dairemizde başlar. Bu mânâda, ‘insan&#8217; olarak kendi içimize yerleştirilmiş ‘tefekkür paketlerini&#8217; incelememiz gerekir. Bu takdirde kâmil bir insan sıfatını almamız mümkün olur. İşte, incelememiz gereken ‘tefekkür paketlerinden&#8217; birisi de ‘lâtife&#8217;dir.
Lâtife, halk diliyle duygu, his veya his paketçikleri olarak adlandırılır. Kimi zaman bu tanımlar yerine otursa bile, Risâle-i Nur&#8217;un [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone" title="kavrmm" src="http://img2.blogcu.com/images/h/i/c/hicretehli/1227530504mainly5.gif" alt="" width="110" height="148" /></p>
<p style="text-align: left;">Risâle-i Nurlarda ‘tefekkür mesleği&#8217; çoğu zaman enfüsî dairemizde başlar. Bu mânâda, ‘insan&#8217; olarak kendi içimize yerleştirilmiş ‘tefekkür paketlerini&#8217; incelememiz gerekir. Bu takdirde kâmil bir insan sıfatını almamız mümkün olur. İşte, incelememiz gereken ‘tefekkür paketlerinden&#8217; birisi de ‘lâtife&#8217;dir.</p>
<p style="text-align: left;">Lâtife, halk diliyle duygu, his veya his paketçikleri olarak adlandırılır. Kimi zaman bu tanımlar yerine otursa bile, Risâle-i Nur&#8217;un kavram dilinde eksik kalmaktadır. Tahkik gözlüğümüzü takıp, lâtife kavramını-anlayabildiğimiz kadarıyla-incelemeye çalışalım:<span id="more-363"></span></p>
<p style="text-align: left;">Latife (ç. letâif), insanın mânâ âlemini ayakta tutan direktir. Lâtif, nazik, ince mânâsına gelir. Bu yüzden ‘lâtife&#8217; olarak adlandırılmaktadır. Hassas ölçülerle vücudumuza yerleştirilmiştir. Kimi lâtifeleri doygunluğa eriştirmek mümkün değilken, kimi lâtifeler ise bir zerrenin girmesine müsait değildir.1 Lâtifenin veriliş gayesi ise, müşahedetullah mertebesine erebilmektir.2 Bu kavram da bizi Esmâ-i Hüsnânın şahitliğine çağırır. Yani tefekkür mesleğini hatırlatır.</p>
<p style="text-align: left;">Kalb, ruh, akıl, hayal, göz, kulak gibi cihâzâtlara da lâtife denmektedir. Yalnız kimi lâtifeler, kalp ve akla bağlı olarak hareket etmez. Yani, şuura tâbi değillerdir. Bu gibi lâtifeler, teklif altına girmemektedirler. Hatta bu lâtifelerden birisi insana hâkim olduğu zaman,-o âna mahsus olmak kaydıyla-insan daire-i şeriatın dışına dahi çıksa mes&#8217;ul olmamaktadır (ahkâmı hak bilmek şartıyla).3 Bununla birlikte Bediüzzaman Hazretleri, bahsi geçen lâtifeyi teşhis edemediğini de söylemektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Lâtifeler, çeşitleri olmakla birlikte ana başlıklar altında letâif-i aşere (on lâtife), lâtife-i Rabbaniye ve diğer lâtifeler olarak ayrılabilir. Letâif-i aşere, ehl-i tasavvufun mabeyninde cereyan etmektedir. İmam-ı Rabbânî, bu lâtifelerden, kalb, sır, ruh, hafi, ahfa ve insandaki her bir anasır-ı erbaa diye söz etmektedir.4 Bediüzzaman Hazretleri lâtifelerin çok sayıda olduğunu söylerken, bunlardan sadece on tanesinin meşhur olduğunu ifade eder. Buradaki her bir lâtife, bir hatve sayılır. Dolayısıyla on tane hatve vardır. Şu zamanda Bediüzzaman Hazretleri tarikatın yerine hakikatı tavsiye etmiştir. Bunun da dört hatvesi olduğundan bahseder: Acz, fakr, şefkat, tefekkür.5</p>
<p style="text-align: left;">Üstad Hazretleri &#8220;lâtife-i Rabbaniye&#8221;nin ise ‘kalb&#8217; olduğunu söyler. Yalnız burada kastettiğinin, ‘bir et parçası&#8217; olmadığını ifade eder. Kalb diye tâbir edilen şeyin &#8220;mazhar-ı hissiyâtı vicdan, makes-i efkârı dimağ&#8221; olduğunu belirtir. Maddî kalbin (et parçasının) insanın cismini ayakta tutması gibi, bu kalbin de mânevî hayatı ayakta tuttuğunu söyler.6 Başka bir yerde ‘lâtifelerin sultanı&#8217; olarak tanımladığı bir çeşit lâtifenin varlığından da söz eder. Acaba o lâtifeden kasıt, &#8220;lâtife-i Rabbaniye&#8221;midir bilemiyorum. Başka bir bölümde de, vicdanın ve ruhun dört havassından birinin lâtife-i Rabbaniye olduğunu belirtir.</p>
<p style="text-align: left;">Bir çeşit lâtife de vardır ki, velilerin himmetleri bu lâtifeden kaynaklanmaktadır. Eğer kişi bu lâtifenin dili ile bir şey isterse-fasık dahi olsa-Cenâb-ı Hakk&#8217;ın, bu lâtifenin hürmetine isteğini yerine getireceğini ifade eder.7</p>
<p style="text-align: left;">***</p>
<p style="text-align: left;">Anlayabildiğimiz kadarıyla lâtifeler hayatımızda büyük bir yere sahiptir. Fakat bu lâtifeleri muhafaza için neler yapabiliriz, bunları da düşünmemiz gerekir. Peki bir lâtifenin yaşaması, kemâle ermesi, sönmesi ve ölmesi nasıl olur?</p>
<p style="text-align: left;">İnsanda her lâtifenin ayrı bir ‘kulluk vazifesinin&#8217; olduğunu biliyoruz.8 Yani lâtifenin yaşaması mânevî âlemimizle birebir ilişkilidir. Bunun için biz Rabbimize karşı bazı görevlerimizi yerine getirmediğimizde, otomatik olarak lâtifemize yaşama fırsatı vermemiş oluyoruz. Veya çoğu zaman farkında olmadığımız lâtifelerimiz çalışır durumdayken, bazı günahlara girmekle onları öldürmüş oluyoruz. Çünkü lâtifenin yapısı naziktir. Bu durum, düşük enerjiyle çalışabilen bir cihaza gereğinden fazla enerji verildiği zaman patlamasına benzer. Kim bilir farkında olmadan hergün kaç lâtifemizi öldürüyoruz?</p>
<p style="text-align: left;">Bu tip olayların başımıza gelmemesini istiyorsak, Üstad Hazretlerinin &#8220;Hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem&#8217;a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma!&#8221; 9 uyarısını göz önüne almamız gerekiyor.</p>
<p style="text-align: left;">Ölen sayısız lâtifelerimizle hesaba çekilmeyi hiçbirimizin istemeyeceği aşikârdır. Bunun için kısa ama etkili çözümler bulmamız gerekiyor. Aslında çözüm, Nurlardan anladığımız kadarıyla belli. Kısaca acz, fakr, şefkat ve tefekkür mesleğini esas tutmaya çalışacağız. Akabinde bunların evrâdı olarak ittiba-i sünneti esas alarak; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmek, bilhassa namazı tadil-i erkân ile kılmak ve namazın arkasındaki tesbihatı yapmakla mümkün olacaktır.10</p>
<p style="text-align: left;">Sönen lâtifeleri tekrar parlatmak kolay bir iş değildir. Yalnız bu başarıldığı takdirde, insan kendi aynasında büyük bir değişim görecektir. Bu yolun başlangıç kısmı ise, az da olsa düzenli Kur&#8217;ân-ı Kerim ve Risâle-i Nur okumakla olacaktır. Bu fiiller yavaş yavaş yapıldığında lâtifeler yerine oturmaya başlayacaktır.</p>
<p style="text-align: left;">Bu değişimi somut olarak görmek isteyenlerin İslâm&#8217;dan önce Hz. Ömer ile İslâm&#8217;dan sonra Hz. Ömer&#8217;e bakması kâfidir sanırım. Veya kişinin katıldığı okuma programlarının başı ile sonunu karşılaştırması yeterlidir. Risâle-i Nur&#8217;un lâtifelere nasıl bir düzen verdiği, ayar getirdiği anlaşılacaktır.</p>
<p style="text-align: left;">Rabbim, lâtifelerimizi ‘Lâtif&#8217; ismi hürmetine âlâ-yı illiyyîne ulaştırsın İnşaallah&#8230;</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p style="text-align: left;">1- On yedinci lem&#8217;a, üçüncü remiz.</p>
<p style="text-align: left;">2- Hutbe-i Şamiye. İkinci zeylinin ikinci kısmı.</p>
<p style="text-align: left;">3- Yirmi dokuncu mektup.</p>
<p style="text-align: left;">4- Lem&#8217;alar, On Altıncı Lem&#8217;a, s. 285 (yeni tanzim)</p>
<p style="text-align: left;">5- Yirmi altıncı söz.</p>
<p style="text-align: left;">6- İşarat&#8217;ül İ&#8217;caz. Huruf-u Mukattat.</p>
<p style="text-align: left;">7- Mesnevî-i Nuriye. Şule.</p>
<p style="text-align: left;">8- Yirmi üçüncü söz.</p>
<p style="text-align: left;">9- On yedinci lem&#8217;a.</p>
<p style="text-align: left;">10- Yirmi dokuzuncu mektup.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>furkan@furkandemir.com</strong></p>
<p style="text-align: left;">FURKAN DEMİR</p>
<p style="text-align: left;">21.10.2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://furkandemir.com/risale-i-nur%e2%80%99daki-kavramlar-2-latife.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kastamonu Ziyareti&#8230;</title>
		<link>http://furkandemir.com/kastamonu-ziyareti.html</link>
		<comments>http://furkandemir.com/kastamonu-ziyareti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2009 14:39:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gezen Ben!]]></category>

		<category><![CDATA[gezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://furkandemir.com/?p=354</guid>
		<description><![CDATA[
Yasin abimin daveti üzere hem gezmek, hem de yeni yapacağımız bir internet sitesi için davete icabet ettim.
Kastamonu&#8217;ya ilk defa gidiyordum. Yeşilliklerin arasında adım adım maneviyat kokan mütevazi bir yerleşim yeriymiş. Kadir gecesinde herkes orada kabri bulunan evliyalara ve sahabilere gidiyormuş. Bizde yola çıktık. Türbelerin olduğu yere yaklaştığımız zaman kalabalık artmıştı. Hz. Pir &#8216;in bulunduğu mevki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a class="tt-flickr tt-flickr-Small" title="Saat Kulesi" href="http://www.flickr.com/photos/13089540@N06/3929111966/"><img class="alignnone" src="http://farm4.static.flickr.com/3420/3929111966_e3e9a4946b_m.jpg" alt="Saat Kulesi" width="138" height="208" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Yasin abimin daveti üzere hem gezmek, hem de yeni yapacağımız bir internet sitesi için davete icabet ettim.</p>
<p style="text-align: left;">Kastamonu&#8217;ya ilk defa gidiyordum. Yeşilliklerin arasında adım adım maneviyat kokan mütevazi bir yerleşim yeriymiş. Kadir gecesinde herkes orada kabri bulunan evliyalara ve sahabilere gidiyormuş. Bizde yola çıktık. Türbelerin olduğu yere yaklaştığımız zaman kalabalık artmıştı. Hz. Pir &#8216;in bulunduğu mevki de bir yandan da yemek dağıtılıyordu. Sonra Bediüzzaman Hz. talebelerinden olan Mehmet Feyzi abinin kabrine gittik(halk mehmet feyzi efendi olarak büyük bir zat biliyor).</p>
<p style="text-align: left;">Kale, Bediüzzaman&#8217;ın evi ve yeni alınan dersanemizi de ziyaretten sonra geri döndüm&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Kastamonu&#8217;dan çektiğim bazı fotoğraflar;<span id="more-354"></span></p>
<p style="text-align: center;"><a class="tt-flickr tt-flickr-Small" title="Kaleden kastamonu" href="http://www.flickr.com/photos/13089540@N06/3929121358/"><img class="alignleft" src="http://farm3.static.flickr.com/2574/3929121358_2983c4b5c9_m.jpg" alt="Kaleden kastamonu" width="240" height="160" /></a> <a class="tt-flickr tt-flickr-Small" title="Bediüzzaman Hz. Evi" href="http://www.flickr.com/photos/13089540@N06/3929118862/"><img class="aligncenter" src="http://farm4.static.flickr.com/3471/3929118862_debff33cdb_m.jpg" alt="Bediüzzaman Hz. Evi" width="240" height="160" /></a> <a class="tt-flickr tt-flickr-Small" title="Yeni Konulan Bediüzzaman Levhası." href="http://www.flickr.com/photos/13089540@N06/3928333287/"><img class="alignleft" src="http://farm3.static.flickr.com/2641/3928333287_f497eb13cd_m.jpg" alt="Yeni Konulan Bediüzzaman Levhası." width="240" height="160" /></a> <a class="tt-flickr tt-flickr-Small" title="Kadir Gecesi..." href="http://www.flickr.com/photos/13089540@N06/3929114998/"><img class="aligncenter" src="http://farm4.static.flickr.com/3527/3929114998_31ca797b85_m.jpg" alt="Kadir Gecesi..." width="240" height="160" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://furkandemir.com/kastamonu-ziyareti.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
