EBEDİ SEVGİLİ
Hadi bugün O’na (CC) sevgini göster!
Bugün sevgililer günü ya…
O’nun için birşey yap!
O’na(CC) kendini beğendir bugün!
Seviyorum diyorsun ya…
Hadi göster sevgini!
O(CC) neyi seviyor, neyi sevmiyor öğren!
EBEDİ SEVGİLİ
Hadi bugün O’na (CC) sevgini göster!
Bugün sevgililer günü ya…
O’nun için birşey yap!
O’na(CC) kendini beğendir bugün!
Seviyorum diyorsun ya…
Hadi göster sevgini!
O(CC) neyi seviyor, neyi sevmiyor öğren!

Bir önceki yazıdan devam…(yayınlamak için biraz geciktim…)
Bir önceki yazımda var oluşun sırlarından bahsediyordum…
Bu seferki yolculuğumuz zerrelerden âleme doğru oldu. Mihmandarımız, zerrelerde saklı olan âlemi gözümüzün önüne seren Hakan YALMAN olmuştu. Kudret kaleminin ucu her an-ı seyyale titriyordu. Kayyumiyetin cilveleri her an çizilen resim tablolarını oluşturuyordu. Maddiyatla küflenmiş gözlerimize mana âlemi yükleniyordu. Artık her şeyi madde de arayan akıllarımızı gözlerimizden ayırmayı başarmıştık. Devamını oku »

“Çantamda taşımaya çalışıyorum. Ama zorlanıyorum. Kolayca sığmıyor. İnce kâğıda basılmışları da var ama sayfa sayısı yine fazla. Bir de meali ve meale dair notları ekleyince, iyice kalınlaşıyor. Kur’ân’dan söz ediyorum. Toplam 30 cüz ve her biri 20′şer sayfa. Kur’ân’ı okumuyoruz. Okuyamıyoruz.
Kolay mı? Tam 600 sayfa. Niye bu kadar kalın? Sanki Rabbimiz, “Alın size sayfalarca Kur’ân; okuyabilirseniz okuyun bakayım” diye meydan mı okumuş biz kullarına? Hafız olmak isteyenlere de haddini bildirmek mi istemiş? “Yıllarca ezber yap da göreyim seni? Yüzlerce tekrar yap da, adam ol!” Azıcık olsaydı Kur’ân’ın sayfaları, hemen hepimiz az bir gayretle hafız olabilirdik! Sayfalar sayfaları izlemeseydi, meselâ otobüs beklerken bir hatim indirebilirdik! Ne hoş olurdu! Celâlini göstermek için mi bunca kalın tuttu Rabbimiz Kur’ân’ı? Korkutup da hizaya getirmek için mi bunca cüz, bunca uzun sureler, ayetler? Devamını oku »

Hasan Basri Hazretleri ile dolaşan abid bir gencin yolda karşılaştıkları bir tabibe günah illetinin devasını sorması ve bir divanenin cevabı. Hasan Basri Hazretleri buyuruyor ki: “Bir gün Basra Sokaklarında abid bir genç ile dolaşırken ansızın bir tabibe rastladık. Bir kürsi üzerinde oturmuş, etrafında erkek, kadın ve çocuklardan kalabalık bir cemaat var. Her biri kendi hastalığına yarayacak bir ilaç soruyordu. Yanımdaki genç irşad maksadı ile ileri geçerek: Devamını oku »


BİR BİLGEYE SORMUŞLAR:
‘Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?
‘Terzimi severim,’ diye cevap vermiş.
Soruyu soranlar şaşırmışlar:
‘Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı? Neden terzi?’
Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş: Devamını oku »
Mezarımın yanında, kış akşamındayım. Derunumda inceden bir sızı… Hissetmek istiyorum soğuğu ve karı. Bütün benliğime nüfuz edercesine… Hissetmek istediklerim amellerime dönüşüyor ve ‘BEN’ hayatımın baharında, kışın tam ortasındayım.
Sonra tefekkür gözlüğümü kabından çıkartıp, tabiatperest tozlarından temizliyorum. Gözümün üzerinde bir farkındalığın gözü oluveriyor. Birlikte seyre koyuluyoruz. Gözlük artık ben oluyor. Ve yeryüzünün kefeni karlar, benim kefenim ise amellerim olduğunu anlıyorum.
Ortak bir yönümüzü keşfediyorum. İkimizde kefenimizi atmışız üzerimize. İkimizde istihdam ediliyor, durmadan çalıştırılıyoruz. Bir şaşkınlık hali alıyor. Bakıyorum ki tek fark insanlığım oluyor.
O, yaptıklarının sonucunun farkında değil, ben ise hiç duraksamadan yaptıklarımın ve yapacaklarımın farkındalığını yaşıyorum. Devamını oku »

Yıllar önceydi. Henüz iki-üç yaşlarında olan oğlum Furkan’a yeni açmış hercaileri yakından göstermek için eğilmek üzereydim ki, parkın bekçisi bir hamlede yanımızda bitti: “Çiçekleri koparmak yasak!” İrkildim.. Eğilemedim. Dokunamadım çiçeğe. Koparmadım. Zaten koparmayacaktım ki. Dahası, “Koparmazsan daha iyi olur!” demek üzereydim oğluma. “Yasssakkk!” korkusuyla değil; “Yerinde kalsın da, zikrine devam etsin..” ümidiyle koparamazdım. “Başkalarının da hakkı var o güzelliği görmeye…” hakkaniyeti bekçinin hoyrat uyarısından çok daha önce elimi çektirirdi çiçekten.
O an, kelimenin argo anlamıyla da gerçek anlamıyla da “kopmuş” oldum. Çiçeği zaten koparmayacak olan ben, çiçek kopartmaktan zorla alıkonan biriyle aynı görüntüyü verdiğim için alındım. Çiçek koparabilir adamlardan biri sanılmak ağırıma gitti. Çiçeği koparabilecek kadar eğildiğim halde bile çiçeği kopartmadığımı görebilecek kadar bekleseydi bekçi, kendimi gösterebilirdim. Sabretseydi, çiçekleri kopartabileceği halde koparmayan, bekçi görmediğinde bile çiçeklere dokunmayan bir adam da görebilecekti. Göremedi. Kaybetti. Beni de koparttı dalımdan. İrademi budadı. *Tercihimi ezdi geçti.
Hislerimin Tercümanı Olan Süleyman Kösmene Ağabey’e Teşekkürler Ediyorum…

Binler tebrikler Yeni Asya’m. Bundan 38 yıl önce Asya’nın bahtının miftahı olarak doğdun Yeni Asya’m. Asya’da meşveret ve şûrâyı görünceye kadar çileli yayın hayatına devam etmeye, Asya’da meşveret ve şûrâyı görünce cennet-âsâ bir baharda kanat çırpmaya azmettin.
38 yıl önce vizyon ve misyon sahibi bir çocuktun! Gözlerinde aşkın, sözlerinde şefkatin, satırlarında milletin, sayfalarında hürriyetin, demokrasinin, insan haklarının, adımlarında nurun derdi ıztırabı vardı. Kıt imkânlarla yayın hayatına başladın belki, zor şartlarda meydana atıldın. Ama en güçlülerin imreneceği gündem, en güçlülerin kıskanacağı yürek, en güçlülerin ulaşamayacağı isabet, en güçlülerin hayal edemeyeceği istikamet, en güçlülerin kametine erişemeyeceği ihlâs, en güçlülerin değerini bilemeyeceği uhuvvet vardı senin yüreğinde.
Kanatlarını bir açtın, pir açtın Yeni Asya’m! Aguşunu bir açtın, pir açtın! Bakışını hedefe bir çiviledin, pir çiviledin! Maksuduna bir kilitlendin, pir kilitlendin! Kanatların hâlâ semada; aguşun hâlâ açık, duâda; bakışın hâlâ hedefte, niyazda; dilin hâlâ yalvarmada, münacatta! Her cümlen adavete bir silâh; her kelimen karanlıkları aydınlatan bir nur, her sözün kem gözleri delen, kem yüreklere saplanan bir ok, her manşetin ihaneti, cehaleti, zulmü, dalâleti yırtan bir kılıç, her sayfan tabuları, tağutları dağıtan, ezberleri bozan sihirli bir el oldu ilk günden beri.
İstikamet rüyaların oldu. Sadakat yeminin; görüşlerinde isabet sembolün oldu. Fikirlerinde mertlik ve cesaret alâmet-i farikan; bulanık suda balık avlayanları ürkütmek, telâşlandırmak, foyalarını meydana çıkarmak zevkin oldu, şevkin oldu. Kırıldın; ama eğilmedin, bükülmedin. Mehmet Akif’in dediği gibi, rükûun dışında başını eğmedin! Secdenin dışında başını yere koymadın! Bunu asaletin bildin, onurun bildin.

“Gül bitirmek için toprak olmalı, insan yetiştirmek için yine toprak olmalı; cennete ehil olmak için yine toprak olmalı.
Toprak olmak istiyorum Allahım!..
İnsanlar beni gördükleri zaman topraktan gelip yine toprağa gideceklerini hatırlasınlar.., Her gidişin Sana olduğunu bilsinler….
Güller bitsin üzerimde ve yükselsinler göğe doğru. Bülbüller, varlığıma şükrederek şakısınlar seher vakitleri, güllerin koynundan güne merhaba derken… Sevgi için…
Toprak olmak istiyorum Allah’ım!.. Devamını oku »